Home Up ΕΝΤΥΠΩΣΕΙΣ ΠΕΡΙΕΧΟΜΕΝΑ ΕΙΚΟΝΕΣ 1821 &  Μ. ΡΕΥΜΑ

Eşsiz bir miras

    Home Up

İkonalar

Kökleri Bizans'a kadar uzanan ve Hıristiyan inanç ve töresine uygun kutsal kişi ve olayların konu edildigi tasvirlere "ikona" diyoruz. Başlangıçta belki bu denli sanatkârane olmayan ikonalar, gelenek güçlenip diğer toplumlara da yayıldıkça, hem bir sanat dalı olmuş, hem de dinsel kültürün değişmez bir unsuru haline gelmiştir. İkona sözcüğü Türkçe'de ''ikon'' olarak da kullanılır. Terim olarak ''tasvir'' diye tercüme edilebilir.
Bizans resim sanatı mozaiklerde, freskolarda ve yazmalarda ince ve ustalıklı bir tarzı, kendine göre bir kimliği yansıtır. Özellikle Ravenna'da Sant'Apollinare Nuovo (526), Sant'Apollinare in Classe (549), Santa Vitale (547) ve Selanik Ayios Yeoryios Kilisesi'ni süsleyen mozaikleri Bizans resim sanatının öncüleri olarak değerlendirebiliriz.
7. ve 8. yy'larda etkisini sürdüren ikonoklast (tasvir kırıcı) döneminin ardından Bizanslı sanatçılar yapılarını yepyeni bir anlaşıyla bezemişlerdir. İstanbul Ayasofya, Kiev Ayasofya, Sakız Nea-Moni, Atina Dafni, Romanya Hosios Lucas kiliseleri ve İstanbul Büyük Saray mozaikleri renk uyumu, zenginlik, insan figürlerinin anatomik yapısı ile bu anlaşıyın en çarpıcı örnekleridir. Öte yandan Bizans resim sanatı, kimi günümüze kalabilen ikonalar üzerinde faklı, deyim yerindeyse "şahsına münhasır" bir özellikler bütünü taşır.
 
 
Bu değerli mirasa, sanat eseri olma kimliği ancak yakın zamanlarda atfedilmiştir. Bizans resim sanatını yansıtan eserler doğrudan duvarlara, ahşap, fildişi veya maden üzerine yapılmıştır. Bunlar son yıllarda özel kişilerden toplanmış ve sergilenmelerine çok yakın tarihlerde başlanmıştır. Türk müzelerindeki ikonaları konu alan yayınlar da diğer ülkelere göre yeni sayılır. Oysa ilginç birer sanat eseri olan ikonaların Ortodoks kiliselerinde ve cemaat kültürlerinde epey önemli yeri vardır. Protestan mezhebinin resim ve heykeli kabul etmemesinden ötürü o kiliselerde ikonalar yer bulamamıştır. Katolik kiliselerinde heykel ve kabartma varsa da, ikona yine önemsenmemiştir.
Sözcüğün kökenine baktığımızda, "ikona", etimolojik olarak Grekçe ''eiko'' fiilinden kaynaklandığını düşünebiliriz. Grekçe ''eiko'' benzemek, benzetmek anlamına geliyor. Tevrat'taki ''tselem'' sözcüğü temsil edilmek istenenle aynı değerde olma anlamındadır. Ortodoks Doğu Hıristiyanları ikonaları ibadet amacıyla yapmışlar, ayrıca kutsal bir nesne olarak kabul etmişlerdir. Hıristiyanlıkta kutsal sayılan kişileri ve dinsel menkıbelerde, kitaplarda anlatılan önemli olayları ikonalarda resmetmişlerdir.
İkonalarda İsa, Meryem, İoannes (Yahya Peygamber), Hıristiyan azizleri ve kutsal kitaplarda yer alan bazı dini olaylar resmedilmiştir. İkonalar üzerindeki görünümler Bizans ikonografyasından yararlanarak çözümlenmektedir. Buna göre Meryem, Meryem ve çocuk İsa, yetişkin İsa, çarmıhta İsa, İsa'nın vaftizi, Meryem ve Yahya, Yahya, Meryem'in ölümü, İsa'nın dirilişi, İsa'nın görünümünün degişmesi, İsa'nın Lazoros'u diriltmesi, kutsal ruhun havariler üzerine inişi, İbrahim sofrasında üç melek, Meryem'in ölümü, canavarı öldüren Aziz Yeoryios, doktor azizler, Aziz Nikola, Aziz Haramlambos, üç aziz sıklıkla resmedilen ve sevilen tasvirlerdir. Bizans ve daha sonra yapılan Grek ikonaları Grekçe; Rus ikonaları Rusça; Bulgar, Slovak, Sırp ve Gürcü dillerinde ayrıca Hıristiyan Arapların ikonaları da Arapça yazılarla desteklenir, tasvirin hikayesi sözcüklerle sabitlenirdi. İmparatorların yaptırdığı ikonalarda ise ender de olsa altın, gümüş gibi değerli madenlere, minelere de yer verildiği görülürdü.
Zaman içinde ikona kültürü genişleyince, bu iş için atölyeler kuruldu. Büyük atölyelerde ikonalar birkaç ressamın ortaklaşa çalışmasıyla yapılırdı. Sanatçılardan biri ikonaların olay veya kahraman çizimini yapar, diğeri renklendirir, bir başkası da örneğin üzerini altın yaldızla kaplardı. Bizans döneminden günümüze ulaşan bazı yazılı metinler bu eserlerin rasgele yapılmadıklarını, bir kurallar manzumesine bağlı olarak üretildiklerini anlatmaktadır. Örneğin Stnaksanton isimli bir kitapta azizlerin yaşamından söz edilmiş ve onların şekillerine, kıyafetlerine değinilmiştir. Eski metinlerden yararlanılarak bir keşişin yazmış olduğu Aynoroz Resim Rehberi'nde İsa, Meryem, Yahya başta olmak üzere azizlerin duruşları, yüz ifadeleri, saç ve sakal biçimleri ile elbiselerindeki en küçük ayrıntılara kadar söz edilmiştir. İkona ressamları resimlerini ve çizimlerini bunlara uygun biçimde yapma zorunluluğundaydılar. Ayrıca daha önceden yapılmış ikonalardan yararlanırlar, ama kendi üsluplarını da yapıta katarlardı.
Bir ikona üretim ekibi, çalışmalarının başlangıcında secde eder, Tanrı'dan af, günahlarından arındırılmaları dilenirdi. İkona bitince, Tanrı'ya ithaf olunmak üzere başrahibe sunulurdu. Başrahip ressamı sınar, ikonanın resmi kurallara uyup uymadığına bakar, uygun görürse de Tanrı'ya ithaf ederdi. Artık bu işlemler tamalanınca da ikona kutsal özelliğini kazanırdı. Yine evlerde kullanılmak üzere özel ısmarlama ile yapılan ikonaların kutsal mahiyet kazanabilmesi için en az 40 gün bir kilisede bulundurulması şarttı.
İkona Bizanslıların yarattığı bir tarzdı. İstanbul'dan Batı'ya ve Doğu'ya yayılmıştır. İkona yapımı çok hızlı bir gelişim göstermiş, bunun kaçınılmaz sonucu olarak da, Bizans resim sanatı Hıristiyan resminin öncülüğünü yapmıştır. Bizans İmparatorluğu'nun kuruluşundan İstanbul'un fethine kadar geçen süre içerisinde İstanbul ikona yapımının merkezi olmuştur. Sonra da yerini Aynoroz keşişlerinin yapmış olduklarına bırakmıştır.
8. yy Bizans ikonalarında boyalarda su, ağaç zamkı ve yumurta sarısının izleri görülmüş, sonra da yumurta sarısı yerini zeytinyağına bırakmıştır. 13-14. yy ikonalarında incelik, sanatkârane işçilik, geleneklere bağlılık tartışmasız bir biçimde kendini göstermektedir. Ancak İstanbul ve Selanik dışındaki ikona yapım merkezlerinde üretilen daha düşük düzeydeki örneklerde, kimi zaman "kaba" bir üslupla da karşılaşılmaktadır.
İstanbul'un fethinden sonra Bizans üslubunda ikonalar Balkanlar'da, Yunanistan'da ve Girit'te yapılmaya başlanmıştır. Kuşkusuz, bunda ikona ressamlarının İstanbul'u terk etmelerinin büyük payı olmuştur. Girit'teki ikona yapım merkezi Batı resmiyle Bizans resmini birleştirerek yepyeni bir üsluba yönelmiştir. Bu yeni üslupta, yüzler yumuşatılmış, anatomiye sadık kalınmış, fonda mimari görünümlere yer verilmiştir. Girit ekolü bununla da kalmayarak, Yunanistan'ın çeşitli yerlerinde yapılan ikonaları da etkilemiştir.
Türkiye'deki en zengin ikona koleksiyonu Ayasofya Müzesi'nde bulunmaktadır. Ayasofya Müzesi'ndeki ikonalann yanısıra başta İstanbul Rum Patrikhanesi olmak üzere Samatya Ayios Paraskevi, Samatya Ayios Nikolaos, Beyoğlu Trias, Arnavutköy Taksiarhis, Yedikule Ayios Yeoryios, Etiler Rum Ayazması, Silivrikapı Meryem Kilisesi ile bağımsız Türk-Ortodoks Kiliseleri Patrikhanesi'nde de ikonalar bulunmaktadır. Bunların yanı sıra özel kişilerde, antika dükkanlarında, müzayedelerde ikonalara rastlanmaktadır .

 

Home ]
Last modified: JUNE 20,  2013