Home Up ΕΝΤΥΠΩΣΕΙΣ ΠΕΡΙΕΧΟΜΕΝΑ ΕΙΚΟΝΕΣ 1821 &  Μ. ΡΕΥΜΑ

MAKALELER

    Home Up Patrikhane Ekümenik Halki Ruhban Okulu Tarihçe Vakıfların sorunları Ayrımcı uygulama Eşsiz bir miras Rumca basın Rum Yetimhanesi Bir kültür kurumu İpsilantiler Fanari’den Fener’e Panayia Muhliotissa Analipsis kilisesi Mısır çarşısında 6-7 Eylül Bazilika'da Barış İçin Tarih Karamanlılar Ressam Konstantin İoan.Papadopulos Sabuncakis Yoros Kalesi Bayramlar Kolpos Yares'te

Istanbul Ekümenik Patrıkhanesıni - www.ec-patr.org dan izleyebilisiniz

TÜRKÇE MAKALE ve YORUMLAR

horizontal rule

Çok zaman geçmedi üzerinden...
 


Çocuklarıyla aynı sokakta oynadığımız, aynı okula gittiğimiz kapı komşumuzun adı Agop idi. Yoğurdumuzu dul Maria yenge getirirdi.
Babamın arkadaşları ile haftada bir kaçtığı ve mezelerini yere göğe koyamadığı meyhaneci Yorgo'nun çocukları baba mesleğini sürdürüyorlar, ama dükkânları Avrupa'da bir yerlerde. Annemin terzisi ve "gün" arkadaşı Ester teyzenin diktiği kıyafetler henüz eskimedi.

Çok zaman geçmedi üzerinden...
 
Aşağı mahalledeki metruk Ermeni kilisesinin bahçesindeki eriklere dalardık çocuklarla. Müezzin Ethem kovalardı bizi, "Allah'ın evine talana girilir mi, imansızlar!!" diye arkamızdan bağırırdı.
Aynı toprağın üzerinde, aynı havayı soluduk. Duvarı olmayan bitişik bahçelerde, komşu mahallelerde yetiştik. Aynı meyveleri yedik, aynı şekilde yaptığımız salatayı koyduk soframıza. Kıtlıkta bulgurumuzu, mevsiminde aşuremizi, bollukta şenliğimizi paylaştık. Şeker Bayramı gelince, onlar bizi ziyarete gelirdi, biz onların cenazesi için Havra'larına giderdik.

Çok zaman geçmedi üzerinden...
 
Farklı Renkler, Farklı Kültürler Türkiye'de yaşayan ve ricamızı kırmayarak bize destek olan farklı cemaatlerin temsilcisi kardeşlerimiz tarafından hazırlanıyor. Hepimizin ortak amacı, farklı renkleri görerek, birbirimizin şarkılarını söyleyerek, dostluğumuzu büyüterek, insan olarak birlikte gelişmek. Bu sayfalar, farklı renklerin ve farklı kültürlerin bir arada, birbirimizden öğrenerek ve elele yaşamanın insan hayatının en büyük zenginliklerinden biri olduğuna inanan tüm dostlarımızın katkılarına açık.

 

horizontal rule

Konuların birçoğu "Türkıyenin Alternetif Medyası - MiniDEV" den alınmıştır.
Bu kurumun Türkiyedeki Azınlıklar nezdindeki barışçı çaba ve gayretlerini takdirle karşılıyor,
okurlarımızın miniDevin İnternet sahfelerini devamlı takip etmelerini, ve onlarla
işbirliği kurmalarını öneriyoruz.

http://www.minidev.com/kulturler/kulturler_rum.asp

horizontal rule

Senden özür diliyorum kardeşim İspiro Avgidi

Taraf - Istanbul - 04.09.2008 

CEM ALTIPARMAK

Mallarına, mülklerine, vakıflarına el koyduğumuz kardeşlerimizden özür dilemeliyiz. Dilini, kültürünü, düşüncesini, inancını/inançsızlığını yaşamasına izin vermediğimiz kardeşlerimizden özür dilemeliyiz. Benim özrüm yetmeyecektir ama genede kabul edin bay İspiro Avgidi.

Geçtiğimiz ağustos ayı ortalarında Gökçeadalı Rum Hıristiyanlar, Paskalya Bayramı'nı kutladılar. Hıristiyan inanışına göre Paskalya, Hz. İsa'nın son yemeğini, günahkâr insanoğulları için kendisini feda edişini ve yeniden doğuşunu simgelemekte.

Son yıllarda oldukça cazip bir turistik gezi mekanı haline gelen adada, Rumlar, kendilerinden kat be kat fazla sayıdaki yerli turistler ve yerleşiklerle birlikte bir bayramı daha geride bıraktılar.

Bu bayramda da yine, Türkiye'de azınlık olmanın gerçekte ne anlama geldiği üzerinde çok da düşünmeden, Rum-Türk kardeşliği üzerine bayat edebiyat tiratları attırdık. Sinemaları, yağ fabrikaları, dükkânları ve 6-7 bine yaklaşan nüfusuyla bir zamanlar Türkiye'nin en büyük köyü olan Dereköy'ün ve adadaki diğer Rum köylerin bugün niye birer hayalet köye dönüştüğünü, kadastro geçtikten sonra Rum köylülere ait yerlerin nerdeyse yüzde 70'inin nasıl olup da hazine adına kaydedilebildiğini sorgulamaya gerek duymadık? Ve hep kafamızın bir yerinde, alenen söylemeye utandığımız, karanlık bir düşünce: "şu eski Rum evlerinden birini de biz kapatsak..." şeklinde. Fakat biz her şeye inat adada kalmayı başarabilmiş 500 kadar Rum'u, birer  'Souvenir' edasıyla pek çok sevdik.

TÜRKİYE LOZAN'I DİKKATE ALMIYOR

Ülkenin geleceğini düzenlemekle iştigal edenler tarafından pek dile getirilmek istenmese de Gökçeada Rumları'nın Lozan Sözleşmesi'nin 14. Maddesi'nden kaynaklanan haklarının kullanımına dair düzenlemeler, Avrupa müktesebatı temelinde tartışılmaya başlanacak ve işte o zaman azınlıkların gerçek kardeşlerinin kimler olduğu ortaya çıkacak.

Yaşanacak bu tartışmalar neticesinde muktedirlerin tercih edeceği yol, azınlıkların bir kez daha biz 'günahkârlar' için kendilerini feda edişlerine ya da gerçekten eşit ve özgür vatandaşlar olarak yeniden doğuşlarına tanıklık etmemize yol açacak.

O zamana kadar bizlere düşen, unutturulmaya çalışılan ve üstü kolpacı bir kardeşlik edebiyatıyla tütsülenen kötü bir geçmişi, unutturulmaya inat, tekrar ve tekrar hatırlatmaktır ki tercih günü geldiğinde bir kez daha tarihin aynı karanlık durağında inmek zorunda kalmayalım.  

Şimdi size bu 'kardeşlik' edebiyatının bir mağdurundan: İspiro Avgidi'den bahsetmek istiyorum. İspiro Avgidi, İmroz'un Geliki Köyü'nden. Kendisiyle hiç tanışmadım. Sesini hiç duymadım. Bu hayatı nasıl yaşamış, hâlâ yaşıyor mu bilmem. Ne var ki terkedilmiş bir evin yıkıntıları içinde bulduğum, ismine gönderilmiş 40 yıllık bir tebligat zarfı, zarfa iğnelenmiş bir tarla planı, bir tutanak ve bir kamulaştırma kararı, bu topraklarda azınlık olanların acıklı hikâyesine işaret ediyor.

İMROZ'U BİLİR MİSİNİZ

'İmroz neresidir ki?' diyenlere söyleyeyim: Rum nüfustan yeterince arındırdığımıza kanaat getirip, 1979 yılında çıkartılan bir kararname ile 4 bin yıllık tarihî adını 'Gökçeada' olarak değiştirdiğimiz adamızın gerçek ismidir. Hani şu Türkiye'nin Batı'daki en son noktası; 'eritme programı'yla, kapatılan Rum okullarıyla, ormanlık alan diye el konulan otlaklarıyla, canlı hayvan ve etin ada dışına satışının yasaklanmasıyla, adanın tarıma elverişli 5 milyon 228 metrekare alana sahip üç ovasının 'kamulaştırılarak', ikisinin üstüne devlet üretme çiftliği, birisinin üstüne yarı açık cezaevi kurulmasıyla, özgürlüklerinden mahrum edildikleri yetmezmiş gibi adalıları huzursuz etme planının bir parçası haline getirilip, ada köylerine 'dolaşmaya' salınan mahkûmlarıyla ve daha niceleriyle, zalim soğukkanlılığımızın son noktası...

İspiro Avgidi de bu programdan nasibini alıp, 1967 senesinde tarlası istimlâk edilenlerden. Yani 40 yıl önce bin 20 metre kare tarlası bir 'bedel' karşılığında kamusallaştırılmış bir vatandaşımız. Bu ülkenin ağabeyleri, tarımdan, hayvancılıktan başka geçim kaynağı olmayan, ismi, dini, etnik kökeni farklı olsa da bu toprağa aynı vatandaşlık hakları ile bağlı bir kardeşinin malını bedelsiz işgâl edecek değil ya! Hiç esirgememişler, basmışlar parayı; metre karesi 35 kuruş çarpı bin 20, al sana helâlinden 357 lira İspiro Kardeş!

40 yıl önce 35 kuruş iyi paraydı diyecek olanlara, 1967 yılının fiyatlarından biraz örnek vereyim isterseniz: 620 gram ekmek 70 kuruş, bir kilo pirinç 250 kuruş, bir çalı süpürgesi 450 kuruş, bir çift ayakkabı 50 lira, kömür sobası 200 lira, radyo 450 lira...

İşte böyle kamulaştırıldı İmrozlular'ın tarlaları... Böyledir işte bu toprakların 'kardeşlik edebiyatı'. Bu edebiyattan bizim gibilere düşen ise hafızasızlıkla malûl bir 'hoşgörü', ağlamaklı bir 'sen de gitme' söylemi oluyor ne yazık ki. Oysa bu coğrafyanın azınlıklar için yeniden bir cehennem olmasını istemiyorsak, keskin bir hafıza gerekiyor bize, tam da bu toprakların çocuklarına.

ÖZÜR DİLEMEK YETMEZ

'Canım biz de çok ziyanlık çektik, zamanında çok zulüm gördük, milyonlarca insan göç etti Balkanlardan, şuradan buradan' diyenlere, her halkın kendi zaliminden mesul olduğunu hatırlatarak, özür dilemeye başlamalıyız bir an önce. İçtenlikle özür dilemeliyiz. Bir karşılık beklemeden özür dilemeliyiz. Özür dilemenin gerçekte ne manaya geldiğini bilerek özür dilemeliyiz.

Çöllere sürdüğümüz, yollarda, bellerde, dere yataklarında yok ettiğimiz, kaybettiğimiz kardeşlerimizden özür dilemeliyiz. Mallarına, mülklerine, vakıflarına el koyduğumuz kardeşlerimizden özür dilemeliyiz. Dilini, kültürünü, düşüncesini, inancını/inançsızlığını, cinsel yönelimini yaşamasına izin vermediğimiz kardeşlerimizden özür dilemeliyiz. Metre karesine yarım ekmek fiyatı ödeyerek, tarlasını elinden aldığımız İspiro Avgidi'den özür dilemeliyiz.

Benim özrüm yetmeyecektir ama;  sizden özür diliyorum bay İspiro Avgidi...

 

Home ] Patrikhane ] Ekümenik ] Halki Ruhban Okulu ] Tarihçe ] Vakıfların sorunları ] Ayrımcı uygulama ] Eşsiz bir miras ] Rumca basın ] Rum Yetimhanesi ] Bir kültür kurumu ] İpsilantiler ] Fanari’den Fener’e ] Panayia Muhliotissa ] Analipsis kilisesi ] Mısır çarşısında ] 6-7 Eylül ] Bazilika'da ] Barış İçin Tarih ] Karamanlılar ] Ressam Konstantin ] İoan.Papadopulos ] Sabuncakis ] Yoros Kalesi ] Bayramlar ] Kolpos Yares'te ]
Last modified: JUNE 20,  2013