Home Up ΕΝΤΥΠΩΣΕΙΣ ΠΕΡΙΕΧΟΜΕΝΑ ΕΙΚΟΝΕΣ 1821 &  Μ. ΡΕΥΜΑ

ΟΜΟΛΟΓΙΑ*

    Home Up

 

Cumhuriyet Pazar Dergi -25 Haziran 2000

Πρώτα έλειψαν οι φράουλες

Önce çilekler bozuldu

"Eger tabiat bilinçli olarak yeryüzünde insanların yaşaması için elverişli köşeler yaratmışsa dünyada Arnavutköy kadar üstün nitelikleri olan bir yere çok az rastlanır. Bogaz'in diğer yerlerinde bile Arnavutköy'ün essiz konumu ve manzarasını görmek mümkün değildir.

Inanilmaz guzellik..Dusunun Rumlar da orada olsaydi Orhan Türker, "Bir Boğaziçi Hikâyesi / Mega Revma'dan Arnavutköy'e" adlı kitabında Arnavutköy'ü Yunanlı yazar Skarlatos Vizantios'dan yaptıği bir alıntıyla böyle anlatıyor. 1500 yıl öncesinin tarihinden izler taşıyan Arnavutköy, Avrupa yakasında bulunan en güzel köylerden biri olarak tanınırmış. Rum halkı, lezzetli küçük midyeleri, ahşap evleri, yalıları, ayazma ve kiliseleri, camisi, sahil gazinoları, meyhane ve tavernaları, kokulu çileğiyle ünlüymüş. 

Geçen zaman içinde farklı isimlerle anılmış. Estie, Anaplo, Mihalion, Mega Revma ve şimdilerde Arnavutköy. Kuruçesme ve Akıntı Burnu arasında yer alan bu sahil köyü, Estie'den Arnavutköy'e uzanan yolda pek çok hikâyeye tanık olmuş. Yüzlerce Rum, Ermeni, Musevi ve Yahudi'ye ev sahipliği yapmış. Yörenin ilk halkını Megara ve Argos'tan gelen Yunanlılar oluşturmuş. Fatih Sultan Mehmet Arnavutluk'a egemen olduktan sonra oradan getirilen birçok aile eski Arnavutköy'e yerleştirilmiş. 17. yy'da Yahudileri, 18. yy'dan sonra da Ermenileri barındırmış. Köyün Arnavutköy adını ne zaman ve neden aldığı bilinmiyor. Rivayetlerden biri Arnavutların köye yerleşmiş olması.  

Eglence sokak todayÖzellikle Mega Revma olarak anıldığı dönemde Arnavutköy halkının çoğunluğunu Rumlar oluşturuyormuş (Mega Revma, Rumca "Büyük Akıntı" anlamına geliyor). Onlar balıkçılık ve kayıkçılıkla uğraşırlarmış. Tutulan balıklar "Pazar Kayığı" adı verilen kayıklarla taşınır ve Istanbul'a satılırmış. Çoğunluğu Rumlara ait olan meyhanelerde yanıbaşlarındakı denizden çıkarılarak satılan taze balıklara midye dolması ve mezeler eşlik edermiş. Bugün ne pazar kayıklari ne de Rum balıkçıları ve meyhaneleri var. Sahildeki meyhanelerin yerini çok sayida cafe-bar almış. Rum balıkçıların mesleğini ise Arnavutköylü gençler yapıyor artık. Bu değişime rağmen Boğaz'ın canlı bir eğlence merkezi olmayı sürdürüyor. Boğaz'ın mavi sularını kucaklayan yalılar yıllar sonra tüm ihtişamıyla ayakta. Arka sokakların tarih kokan ahşap evleri, Mega Revma dönemindeki yaşamın son kalıntıları.

Rumların yaşadiğı dönemden bugüne, Arnavutköy'deki yaşama tanıklık edenlerle konuşmak istiyoruz. Taksiarhis Kilisesi'nin hemen karşısındaki muhtarlık binasi gözümüze çarpıyor. Iki katlı, pembe boyalı, küçük bir bina. Içeriye giriyoruz. Muhtar yardımcısı Sedef Irtes gülümseyerek karşılıyor bizi. Yanında eski muhtar Yılmaz Güven'in eşi olduğunu sonradan ögrendiğimiz Semiya Hanım oturuyor. Duvarda asılı olan büyük fotograf dikkatimizi çekiyor. Altında Ö. Yılmaz Güven yazısı var. Merakımızı fark eden Sedef Hanim anlatıyor: "Yılmaz Bey 1990 yılından beri mahallemizin muhtarıydı. Onu bir süre önce kaybettik. Kendisini semte adamıştı. "

Semiya Hanim biraz hüzün biraz gururla dinliyor anlatılanları. 30 yıldır Arnavutköy'de oturuyormuş. Semtte yasayan Rum nüfusuyla ilgili bilgi istiyoruz. Sedef Hanim"Eskiden Arnavutköy'ün Rumların köyü olduğu ve senelerce burada yaşadıkları biliniyor. Şimdi ise sayıları çok az. Burada Rum yaşıyor denilemez."

Bir dönem semtte yaşayan 6 binden fazla Rum,  6-7 Eylül Olayları, 1964 Kararnamesi, 1974 Kıbrıs Olayları nedeniyle Yunanistan'a ve Istanbul'un diğer semtlerine göç etmiş. Evliya Çelebi'nin "Ekmeğinin ve peksimedinin beyaz, Yahudilerinin sahib-i zevk ve ehl-i saz, Rum Hiristiyanlarinin kavmi-i laz, cemaati müslimin gayet az" diye söz ettiği Arnavutköy'de 50-60 Rum kalmış.

Arnavutköy'ün evleri, sokakları Mega Revma dönemini anımsatır gibi. Değişmiş olan sadece kimlikler. Rumların yoğun olarak yaşadığı günler çok gerilerde kalmış. Bugünü yaşatan, bugüne anlam katan Arnavutköy halkının birbiriyle olan sıcak ilişkisi. Bu sıcaklık semtin her köşesinde hissettiriyor kendini. Bazen ihtiyar bir Rum'da hayat buluyor, bazen sahildeki balıkçıda, bazen de sokakta oynayan küçük bir çocukta.

"45 yaşındayım ve 40 yıldır Arnavutköy'de yaşıyoruz. Çocukluğum, gençliğim insanların birbiriyle çok iyi ilişkiler içinde olduğu sıcak bir ortamda geçti. Rum nüfusunun yoğun olduğu dönemlerdi. Çok güzel bir kültür vardı burada. Dostluklar, ahbaplıklar içtendi. Bugün olduğu gibi insanların çoğu birbirini tanırdı. Arnavutköy bazı eksiklerle bu havayı bugün de korumaya çalışıyor."

Semiya Hanım söze giriyor: "Rumlar dost insanlardı. Bir acın olduğu zaman ilk onlar paylaşırdı. Sabah kahveleri, çayları meşhurdu. Nefis hakkına çok önem verirlerdi. Çilek zamanı, incir zamanı tatlılar yapıldığında bütün komşulara gönderilirdi."

American Robert College - Arnavutkoy Küçük çarsısı, esnafı, sahili, balıkçıları, samimi insanlarıyla köy havasında olan semtin Mega Revma dönemindeki en önemli özelliklerinden biri de ancak 1960'lara kadar yetiştirilebilen ünlü çileği. Arnavutköy'ün bütün Istanbul'da sevilen bu hoş kokulu çileği ilk kez 19. yy'da Ipsilanti ailesi tarafından üretilmiş. Zamanla bağlar ortadan kalkmış ve onların yerini çilek tarlaları almış. Osmanlı çileği adı da verilen çileğin özelliği küçük, açık pembe renkli ve kokulu olmasıymış. Çilek zamanı gelince tarlalardan toplanan çilekler küçük sepetlere konulur ve Arnavutköy Meydanı'nda toplanırmış. Tarlalardan ve meydandan bütün Arnavutköy'e çilek kokuları yayılırmış. Betonlasma nedeniyle yok olmuş ama lezzeti unutulmamış.

Muhtarlıktan ayrıldıktan sonra Istanbul'un değişik semtlerinden gelen müşterilerini ve birçok ünlü ismi agırlayan semtin 20 yıllık köftecisi Ali Baba'ya uğruyoruz. Sahibi Ömer Bey 25 senedir Arnavutköy'de oturuyor ve yıllardır baba mesleğini sürdürüyor. Haftanın her günü 12.00-22.00 saatleri arasında açık olan Ali Baba'nin mönüsünde köfte, piyaz, salata ve çorba var. Ömer Bey semtle ilgili düşüncelerini tek bir cümleyle özetliyor. "Arnavutköy tarihi dokusunu koruyan ve mirasına sahip çıkan bir yer." Arnavutköy'ün dar ve yokuşlu sokaklarında dolaşırken konustuğumuz insanlardan öğreniyoruz Günay Sarı'yı. Günay Hanım 65 yıldır Arnavutköy'de oturuyor. Eşi Sahap Bey 77 yaşında ve Istanbul Devlet Tiyatroları'ndan emekli. Neşeli çiftin Boyalı Köşk Sokağı'ndaki evlerine konuk oluyoruz. Günay Hanım semtte yaşayan hemen herkes tarafından tanınan ve sevilen biri.

"Eskiden insanlar arasındaki dayanışmanın en güzel örneğini birbirine sımsıkı kenetlenmiş küçük köyler verirdi. Şimdi maalesef köyler de bölündü. Ama bizim Arnavutköyümüz bugün bizlere göre en kötü zamanını yaşarken bile birçok yerden daha iyi. Acıları ve sevinçleri paylaşmayi bilir."

Sahap Bey 1942 yılında gelmiş Arnavutköye. Dedesi Osmanlı 'da Lazkiye valisiymiş. Babası Kazım Bey ise Darülmusiki-i Osmani'nin müdürü. Her köşesi nostalji kokan evin duvarlarını yıllar öncesinden kalan resimler süslüyor. Sahap Bey evi gezdirirken bir yandan da resimlerin hikâyelerini anlatiyor. Oturduklari ev 20 sene öncesine kadar ahşapmis. "Kuş kafesi gibi bir yerdi. Bembeyaz boyalı, pırıl pırıl. Boyalı Köşk Sokağı ismini buradan almış. Sonra kat karşılığı müteahhite verdik. ."

Günay Hanim: "Tanınmış bestekâr Osman Nihat Akın, şair Faruk Nafiz Çamlıbel de burada yaşardı. Eserlerine kattıkları duygularda bence yaşadıkları evlerin de payı var. Yaşanılan ortam insanın iç dünyasını etkiler. Eserler bunların bir yansımasıdır" diyor.

Söz dönüyor dolaşıyor Mega Revma'nin Rumlar'ına geliyor. Sahap Bey: "1942'den bu yana çok şeyler yaşadık. Sağımız, solumuz Rum komşularla doluydu. Biz Müslümanlar birbirimizle nasıl yakınsak onlarla da öyleydik. Insan değerini iyi bilirlerdi. Ayrım yoktu. Hâlâ yok ama..."

Arnavutköy'deki tek Rum okulu 1902 yılından bu yana faaliyette. Taksiarhis Kilisesi'nin tam karşısında yer alan okul bugün karma ilkokul olarak altı ögrencisine eğitim veriyor.

6-7 yasından beri Rum asıllı kimselerle büyümüş Günay Hanım: "Annemiz bir yere gideceği zaman hemen komsu madama söylerdi. Madam bize gelir, bizimle ilgilenirdi. Böyle geçti günlerimiz. Sonra 6-7 Eylül 1955 geldi. Bizler de şahit olduk yaşanılan olaylara. Çok sıkıntılar çekildi. Rumların çoğu canlarını kurtarmak için evlerini bırakıp kaçtı. Onlar gittiler ama gerçek anlamda biz birbirimizden hiç ayrı olmadık. En son denize haç atma töreni için geldiklerinde görüştük. Yunanistan'dan ve Istanbul'un diger semtlerinden otobüsler dolusu Rum geldi Arnavutköy'e. Sözlerle konuşmadık, herkes gözleriyle ağlayarak konuştu."

6-7 Eylül 1955'te Istanbul'un bütün semtlerinde yaşanan olaylar Arnavutköy'e de büyük zarar vermiş. Özellikle Rumlara ait olan evler arabalar, kilise ve çarsı tahrip edilmiş. Arnavutköy maddi manevi çok kayıp vermiş. Evlerini terk etmek zorunda kalan Rumların yerine Karadenizliler yerleşmiş.

Günay Hanım bununla ilgili bir anısını anlatıyor:"Küçük Doktor lakabıyla tanınan bir Rum doktorumuz vardı, Ksantopulos. Meşhur bir kadın-doğum doktoruydu. 6-7 Eylül Olayları'ndan sonra ayrılmak zorunda kaldı. Giderken çok üzüldü. 'Aklım burada kalacak. Buranın çocukları çok güzel oluyor, onları kim doğurtacak şimdi ' diyerek ağladı. Bugün o çirkin olaylara sebep olanlar günah çıkarmanın çabasında. Rumların içinde ise inanıyorum ki hep bir kırgınlık kalacak. Bazıları sokakta yürürken bile hüzünle bakıyor yüzümüze. 'Biz size ne yaptik' der gibi."

Denize haç atma töreninin insanlara bolluk bereket getirdiğine inanılıyor. Ortodoks Hiristiyanların yaşadığı sahil semtlerinde her yıl 6 Ocak'ta yapilan törene 6-7 Eylül nedeniyle bir süre ara verilmiş. Her semtte ayrı ayrı yapılan tören dağınık haldeki Rumlar'ı bir araya getirerek tek bir yerde yapılmaya başlamış. Her yıl farklı bir semtte, Kuruçesme, Bebek, Yeniköy'de...

Semtte Rumlardan kalan iki kilise var. Taksiarhis Kilisesi 1894 yılındaki depremde zarar görmüş ve yerine bugünkü kilise yapılmış. Bahçesinde bir ayazma var. Ayia Pareskevi Ayazması. Semtin bir diğer kilisesi ise Profiti Ilias (Ilyas Peygamber) Kilisesi. "Büyük Ayazma" olarak bilinen Profiti Ilias Ayazması burada. Kilisenin hemen ilerisindeki bir tepede Arnavutköy Rum Mezarlığı var. Semtteki tarihi yapılardan biri de 1832 yılında yaptırılmış olan Tevfikiye Camisi.

Büyük yangın...

Arnavutköy 1887 yilinda büyük bir yangın geçirmiş. Bugünkü görünüm yangın sonrası köyde yeniden oluşan yapının yansıması. 80'li yıllarda yapılan kazıklı yol nedeniyle sahil boyunca uzanan yalıların denizle olan bağlantısı kesilmiş. Arka sokaklardaki çoğu Rumlardan kalan ahşap evler bir hayli yaşlanmış. Ancak Arnavutköy geçen zamana, değisen sosyal, kültürel, ekonomik yapıya ve betonlasmaya ragmen tarihi zenginliğni ve değrlerini korumaya devam ediyor.

Cumhuriyet Pazar Dergi , 25 Haziran 2000, Sayı: 744, Sayfa: 18-19

* ΟΜΟΛΟΓΙΑ = Ittiraf .

horizontal rule

DİĞER TÜRKÇE SAHIFELER

 

 

 

Home ]
Last modified: JUNE 20,  2013